Almastı Biyografi Serisi II – Hayriye Melek Hunç

Almastı Biyografi Serisi I – Seza Pooh
28 Mayıs 2021
İlk Feministlerden Nuriye Ulviye Mevlan Civelek
18 Haziran 2021

Almastı Biyografi Serisi II – Hayriye Melek Hunç


Ğonejiko Şeyma Küneşko – Guç’e Selen Demirel


Bir Asır Öncesinden Bir Feminist: Hayriye Melek

“Biz zulüm gördük ve görüyoruz; fakat aciz, korkak, riyakâr değiliz. Hayır, biz bunları kabul etmeyeceğiz. Hapishanemiz ne kadar süslü, kullanılan araçlarınız ne kadar şaşaalı olsa bile yılmayacağız.”

Hayriye Melek Hunç

Yaşamı

1880’li yılların ortalarında Manyas’ın Hacıosman (Hunce Hable) köyünde doğan Hayriye Melek; 1864 yılında Kafkasya’nın Soçi bölgesinden Osmanlı topraklarına sürülen “Xunge” adlı Vubih aileye mensuptur. Bir abisi ve iki kız kardeşi vardır.

Hayriye Melek, Notre Dame de Sion Fransız Lisesi’ni bitmiştir. Lisede aldığı eğitim sonucunda iyi derecede Fransızca öğrenmiştir. Şehzade eşi olan ablası Faika’nın yanında, Yıldız Sarayı’nda çalışmaya başlamıştır. Faika, Sultan Reşat’ın oğlu Ömer Hilmi Efendi’nin eşidir. Melek Hunç burada, saraya gelen yabancı kadın konuklara tercümanlık yapmıştır. Fakat bir süre sonra Faika’nın evliliğinden kaynaklanan bazı nedenlerden ötürü üç kız kardeş de bir süreliğine Bursa’da sürgün hayatı yaşamak zorunda kalmıştır.

Hayriye Melek, Meşrutiyetin ilanından sonra Bursa’daki sürgün hayatından kurtulup İstanbul’a dönmüştür. İstanbul’a dönüşü aslında hayatında bir dönüm noktası niteliğindedir. 1919 yılında ilk eşi olan subay Yusuf İzzet Paşa ile evlenir. Hayriye Melek ilk romanı olan Zühre-i Elem‘i bu dönemde yayımlamıştır. İlk evliliği; 1922 yılında Yusuf İzzet Paşa’nın, genç yaşta kalp rahatsızlığı sonucu vefat etmesi yüzünden kısa sürmüştür.

Hayriye Melek, evliliğin ilk yılında -yani 1919 senesinde- İstanbul’da işgale karşı düzenlenen mitinglerde Halide Edip, Şükufe Nihal, Münevver Saime, Naciye Hanım gibi isimler ile birlikte hareket etmiştir. 22 Mayıs 1919 tarihinde yirmi bin kişinin toplandığı Kadıköy mitinginde konuşma yapmıştır. Hayriye Melek’in yazma çalışmalarının yanında toplumsal çalışmaları da bu tarihlerde başlamıştır.

Hayriye Melek’in eşi Yusuf İzzet Paşa, II. Meşrutiyet’ten sonra kurulan Çerkes Teavün Cemiyeti kurucularından birisidir. Derneğin “Ğuaze” isimli yayın organı olan dergide hem İzzet Paşa’nın hem de Hayriye Melek’in yazıları yayımlanmıştır. Şimali Kafkas Derneği çalışmalarında da görev alan Hayriye Melek, Makbule Berzeg, Seza Pooh, Emine Reşit Zalque ve Faika Hanım ile birlikte Çerkes Kadınları Teavün Cemiyeti’ni (1919-1922) kurmuşlardır.  

Derneğin temel amacı, yardıma ihtiyacı olan Çerkeslere yardım etmek, kız ve erkek çocukları için okul ve yurt açarak, çocuklara Çerkes milli terbiyesini öğretmek, yardıma ihtiyacı olan Çerkeslere para yardımı yapmak yerine iş öğretmek, çeşitli kurslar açarak insanların kendi emekleriyle para kazanmasını sağlamaktı. Bunun dışında derneğin birçok faaliyeti de vardı. Bunlar; konserler, konferanslar, geziler, kurs ve sergiler düzenlemek, herkese açık kütüphane oluşturmak olarak özetlenmiştir.[1] Bu cemiyetin yayın organı olan ancak yalnızca bir sayı çıkarılabilen Diyane’nin başyazarı Hayriye Melek, bir süre derneğin de başkanlığını yürütmüştür.

Beşiktaş Akaretler’de kurulan derneğin kurucu üyeleri, derneğin kuruluşundan kısa bir süre sonra Osmanlı’nın ilk karma okulu olma özelliğini taşıyan Çerkes Numune Mektebi’ni açmıştır. Bu okul ile Türkiye’de ilk defa kız ve erkek öğrenciler tek bir çatı altında birlikte ders görmüşlerdir. Bu okulda ayrıca 4-6 yaş arasındaki kız ve erkek çocukları için anasınıfı eklenmiştir. 1923 yılında Lozan’ın imzalanmasıyla birlikte benzer dernek ve okullarla birlikte Çerkes Teavün Cemiyeti, İstanbul Çerkes Kadınları Teavün Cemiyeti ve Çerkes Numune Mektebi de kapanmıştır.

1922 yılında ani bir kalp rahatsızlığı ile eşini kaybeden Hayriye Melek, ikinci evliliğine kadar sessiz bir yaşam sürmüştür. Bu sürenin büyük bir kısmını Tunus’ta geçirdiği tahmin edilmektedir. Tunus’ta yaşadığı dönemde, 1926 yılında ikinci romanı olan Zeynep’i yayımlamıştır. 1931 yılında, hukukçu ve bilim insanı olan Prof. Aytek Namitok ile tanışmış ve evlenmiştir. Hayriye Melek ve Aytek Namitok, II. Dünya Savaşı sürecinde Paris’te yaşamışlardır. 1942 senesinde Namitok Berlin’e gitmiş ve burada yıllarca Sovyet karşıtı Kafkas örgütlerinde çalışmıştır. Bu süreçte ayrı olan çift, 1949 senesinde Namitok’un Türkiye’ye gelmesiyle yeniden bir araya gelmiştir. Namitok Berlin’deyken Hayriye Melek 1942 senesinde yurda dönmüş, Manyas’ın Dümbe köyünde çiftlik yöneterek hayatını sürdürmüştür. Çiftin bundan sonraki yaşamlarına dair pek fazla bilgi bulunmamaktadır. Çifte, yaşlılık dönemlerinde, yeğenleri Fikret Çizemu ve eşinin baktığı bilinmektedir. Yine vefatlarına kadar olan süreçte de Göztepe’de yeğenlerine ait olan evde kalmışlardır. Hayriye Melek, Aytek Namitok’un Temmuz 1963’te vefatının ardından 24 Ekim 1963’te İstanbul’da yaşamını yitirmiştir.

Kişiliği

Yaşamı boyunca birçok sıkıntı ve zorluk yaşamış olan Hayriye Melek, dönemin kadınlarının ortalama yaşam tarzları ile kıyaslandığında bir kadın olarak kendi varlığını ortaya koymuş ve bu konudaki düşüncelerini ısrarla takip etmiştir. Döneminde yayınlanmakta olan gazetelerde -özellikle pek çok kadın dergisinde- sorunlarını ve beklentilerini yazmış, kadınları bilinçlendirmeye çalışmış, değişim adına çaba gösteren kadınlar ile birlikte konferanslar düzenleyip çeşitli dernekler kurmuş ve bu derneklerde etkin görevler üstlenmiştir.

Dönemin Bursa valisinin eşi olan ressam Naciye Neyyal, anılarında Hayriye Melek’i şöyle tasvir eder: “Hayriye Melek Hanım, balık etinde gür kestane renk saçlı, koyu mavi gözlü (…) Hayriye Melek Hanım’ın ayrıca, çehre hatları ile Çerkez ırkının bütün hususiyetlerini taşımakta idi. Kendisi aynı zamanda diğerlerinden daha malumatlı, hal ve hareketleri pek nazik ve nazlı, ayrıca şairane hissiyatına sahip bir kadındı.” [2] Naciye Neyyal ayrıca Hayriye Melek’i asabi bulduğunu da belirtir. Bursa’ya gelmeden önce arsenik çerek intihar girişiminde bulunduğunu, vücudundaki sekelden dolayı zor yürüdüğünü ve Bursa’da kendi evlerinde kaldıklarında da benzer bir girişimi tekrarladığını söylemiştir.

İntihar girişimlerini Hayriye Melek’in hayattaki duruşu ve kişiliğine baktığımızda geçici bir bunalım dönemimin yansımaları olarak değerlendirilebilir. Öyle ki; Millî Mücadele Döneminde eşinin görevi nedeniyle Bursa’da bulunan Hayriye Melek, yeğeni ile birlikte Bursa’dan kaçıp daha sonraları tek başına çiftlik yönetmiştir. Bursa’da uğradıkları haksızlıklara karşı saraya yazılan ve çeşitli taleplerin sıralandığı mektupların birisinde kendilerini “Türk Jan Darkları”[3] olarak nitelendirmiştir. 1908 tarihinde Bursa’dan sadrazama yazdığı bir mektupta da şunları dile getirmiştir:

“Beyefendi! Evvelki gün yazdık, yine susuyorsunuz! Biz tutsağız, biz mağduruz, biz çaresiziz. Biz zulüm gördük ve görüyoruz; fakat aciz, korkak, riyakâr değiliz. Hayır, biz bunları kabul etmeyeceğiz. Hapishanemiz ne kadar süslü, kullanılan araçlarınız ne kadar şaşaalı olsa bile yılmayacağız. Bu zulüm emri Beşiktaş’taki engizisyon’ cemiyeti tarafından verilmiştir. Ve siz, bu cemiyetin icra memurlarındansınız. İtiraf etmelidir ki, bu görevinizi çok iyi yapıyorsunuz.[4]

1949 yılında Hayriye Melek’in ellili yaşlarında karşılaşan Musa Ramazan; yazarın oldukça canlı ve hareketli bir hanım olduğunu, dönemin erkekleri gibi elli altmış çalışanının olduğu bir çiftliği tek başına yönettiğini, iyi derecede Türkçe, Çerkesce, Fransızca, Arapça ve İngilizce bildiğini belirtmiştir.[5]

Tüm bunlardan hareketle Hayriye Melek’in gençlik yıllarında zor koşullar altında ayakta kalmayı başarabilmiş, etkili sosyal çalışmalar yapmış, farklı ülkeler dolaşmış ve iyi eğitimli bir kadın için zor olabilecek birçok süreçte dahi dimdik kalarak bunları atlatabilmiş, güçlü, kararlı ve üretken bir kadın olduğunu söylemek mümkündür.

Hayriye Melek Hunç

Hayriye Melek, gençlik yıllarından itibaren etkin bir şekilde derneklerin güncel mücadelelerine yazılarıyla da katkıda bulunmuştur. Çerkes Teavün Cemiyetinin 1911 yılında kölelik kurumunun kaldırılması için yapmış olduğu etkili çalışmalara, Ğuaze gazetesinin tek kadın kalemi olarak yazılarıyla ve hikâyeleriyle katkıda bulunmuştur. Ğuaze gazetesinin 15 Haziran 1911 tarihli 10.sayısnda yazdığı“Dertlerimizden: Beylik-Kölelik” adlı yazısı ve “Altın Zincir” adlı öyküsünde köleliğin çağdaş döneme uygun olmayan bir yapı olduğuna değinir ve etkileyici bir şekilde okuyuculara sunar.

Hayriye Melek’in hikâye ile romanlarına bakıldığında kadınlık meselelerini işlediğini, düşünsel tartışmalara fazla girmeden gözlemlerini aktardığını söyleyebiliriz. Bu konulara temkinli ve soğukkanlı bir tutum gösteren Hunç, “Diyane’nin İşi-Amacı” (1920) yazısında şöyle der:

Fikirlerini yaymak amacıyla çıkardığı dergiye ‘Diyane’ adını veren Çerkez kadınları, bu halkın savaşta gösterdiği cengâverlik duygu ve heyecanının diğer özelliklerine zarar verecek oranda gelişmiş olmasından korkuyorlar. Cesaretlerin en büyüğünün savaşırken gösterilen olmadığı gibi en büyük zaferlerin de savaşta kazanılanlar olmadığını düşünüyorlar. Uygar dünyada savaş artık başka meydanlarda ve başka silahlarla yapılıyor.” (Hunç, 1920:5)[6]

Zeynep romanının önsözü, feminizm konusunda düşüncelerini doğrudan açıkladığı tek metin niteliğindedir. Önsöz “Yeni Mısır Hakkında Birkaç Söz” başlığı altında sunulmuş ve Mısır Kadın Hareketi’ni konu almıştır. Bu yazıda Mısır feminizminin gelişiminden söz etmiş, Mısır Kadın Hareketi’nin ilk temsilcisi olarak saydığı Melike Hefni Nasıf’ın henüz ufak yaşlarda yazmış olduğu manzumesinde kadın erkek arasındaki eşitlikten bahsettiği için takdir ederek Nasıf’ın kadın konulu çalışma ve eserlerini sıralamıştır. Mısır’da kadınlar için eşitlik ve özgürlük konusunda çalışmalar yapan Kasım Emin Bey’i de “Kadını aciz, geri ve cahil bırakan bütün ananata, bütün dini kuyuda isyan etmişti”[7] sözleriyle övmüştür. Önsöz bölümünde ayrıca Mısır Kadınlar Birliği’nin başkanı Huda Şaravi Hanım’a ve dönemin etkili kadınlarına da değinmiş, yeni Mısır’ın oluşumunda erkekler kadar kadınların da etkili olduğunu vurgulamış ve kadın hareketini gündeme taşımıştır. Önsözde değindiği konular itibariyle aslında Zeynep romanına da güçlü bir inandırıcılık kazandırmıştır.

Fikir Dünyası ve Feminizm Çerçevesinden Hayriye Melek’e Bakış

İlk Çerkes kadın romancı olan Hayriye Melek, Çerkes İttihad ve Teâvün Cemiyeti (1908), İstanbul’da Kafkasyalılar Arasında Neşr-i Maarif Cemiyeti (1914), Şimali Kafkas Cemiyeti (1915), Çerkes Kadınları Teâvün Cemiyeti (1919), Kafkas Teali Cemiyeti (1920) adlı ulusal kültürün korunup geliştirilmesini amaçlayan derneklerde; Guaze (1911-1914) Kafkas (1919), Diyâne (1920) gibi süreli yayınlarda; Türkiye’deki Çerkes edebiyatçı ve aydınların bir araya geldikleri mecraların büyük kısmında yer almıştır. Özellikle İstanbul’daki kültürel faaliyetlerde aktif varlık gösteren Hunç, 1908 ile 1923 seneleri arasında dönemin meselelerinin yanı sıra Çerkes soykırımı ve techiri, kadın hakları, Çerkes millî hareketi, Çerkeslerin temel hak ve özgürlükleri konularında yazılar yazmıştır. 19. yüzyılın sonunda ortaya çıkmış olan kadın hareketindeki isimler ile beraber ön sıralarda yer almıştır. Bunun en önemli örneği Hayriye Melek’in; İzmir’in Yunanlar tarafında işgal edilmesi üzerine Kadıköy’de 22 Mayıs 1919’da düzenlenen protesto mitinglerine Halide Edip, Münevver Saime ve Zeliha Osman’la beraber konuşmacı olarak katılmasıdır.

Hayriye Melek her ne kadar çalkantılı siyasi bir ortamın içinde bulunsa ve millî hareketler içinde yer alsa da kadın meselelerini ilgilendiren konulardan hiçbir zaman uzak durmamış ve savaş döneminden önce tanıştığı kadın-feminist yazar çevresinden kopmamıştır.

Hayriye Melek Hunç’un ilk eserleri Mehâsin’de (1908-1909) ve II. Meşrutiyet dönemindeki kadın hareketlerinin yayın organlarında (Musavver Kadın, 1911) karşımıza çıkmaktadır. Bu dergilerde takma isimler kullanarak edebi yazılar, öyküler ve şiirler yayımlamıştır. İlk dönemdeki önemli eserlerini; Çırpınışlar (Mehâsin 5, Kanun-i Sani 1324, 336–342), Firar (Mehâsin 7, Mart 1325, 521–529), İnkisar-ı Hayal (Mehâsin 8, Temmuz 1325, 569–570), An-ı Za’f (Mehâsin 8, Temmuz 1325, 585–589), Şiir-i Girizan (Mehâsin 11, Teşrin Evvel 1325, 782–786) şeklinde sıralayabiliriz.

Söz konusu olan bu eserlerde; evlilik hayatlarıyla ilgili görüşlerine, kadınların fikirlerinin alınmamasına, kadınların eğitim haklarına, kadın ile erkeğin evlilikte eşitlik düşüncesi ile hareket etmesi durumunda mutluluğun yakalanabileceğine, kadın ve erkeğin birbirlerini anlama becerilerine, aşk konusuna yönelik edebi ve idealist algıya, toplumsal dayatmalara ve daha nice konuya değinmiştir. Hunç’un 1918 yılına kadar yazmış olduğu ürünlere bakıldığında kadın bakış açısının egemen olduğu ve bütüncül bir feminizm düşüncesinin savunulduğunu söylemek mümkündür. Ancak 15 Ağustos 1918 tarihine gelindiğinde Türk Yurdu’nda yayımlanan İslam Kadını başlıklı uzun makalesinde Müslüman kadınları sosyal ve kültürel alt yapılarına göre ayırmış, Batı-dışı bir feminist yaklaşım ortaya koymuştur.

Hayriye Melek Batılı aydınların; “ana akım” feminizmi çerçevesinde baktığını, Müslüman kadınların ilerlemesi ve özgürleşmesi söz konusu olduğunda İslam kadınını doğru bir şekilde tahlil edemeyeceğini söyler.[8] Hunç’a göre bu problemin bilincinde olan Müslüman kadınlar, kendilerini, adeta bir tahterevallinin iki tarafında denge kurmaya çalışırken bulur. Bir tarafta kadınların cehaletten kaynaklanan her türlü engelini ortadan kaldırmaya kararlı olan dar bir feminist çevre vardır, diğer yandan ise özgürleşmelerini sağlayacak maddi araçlara sahip ancak bilinçsiz üst sınıfa mensup kadınlar vardır. Hunç’un İslam Kadını yazısına baktığımızda aile, din, sosyal ahlak gibi geleneksel değerleri yok sayan feministlere karşı çıktığını, bunun yerine liberal ve radikal olmayan, aile merkezli bir Osmanlı feminizm düşüncesine sahip olduğunu söylemek mümkündür.

Hunç; II. Meşrutiyet’in ilanı ile başlayan düşünce üretimi içerisinde, kadınlar hakkında yazanların büyük kısmında, akılların bir köşesinde yer edinen “genelleyici” ve “evrensel” bir kadın ideali tasarımı yapıldığını belirtir. Yazara göre bu yapılan sınıflandırma eğitime dayanır ve gericilik ile Batılılaşmayı kadınların önünde iki büyük engel olarak görür. Bu konudaki tek çözüm yolu ise eğitimden geçer. Yazarın, Batılılaşmanın etkisiyle kendi kültürüne nefretle bakan yozlaşmış kadın karakterlerine Firar ve Zühre-i Elem gibi eserlerinde rastlarız.

Bir bütün olarak Hayriye Melek’in eserlerine bakacak olursak; sömürgeci Batılı devletlerin Müslüman ülkelerindeki işgalci hareketlerine ve Batılı feminizmin Doğu kadınlarında bir yozlaşma yarattığına dair sert eleştiri mevcuttur diyebiliriz. Hayriye Melek Hunç’a göre Müslüman ülkelerdeki kadınların, yaşadıkları esaretten kurtulabilmeleri ve özgürleşebilmeleri eğitimle ve kadınların kendilerine özgü bir kadın anlayışı getirmeleri ile mümkündür. Son olarak şunu söyleyebiliriz ki; Hayriye Melek yalnızca ortaya koyduğu edebi eserleri ile değil, ileri sürdüğü görüşleriyle ve ülkedeki kadın hareketine olan katkılarıyla önde gelen önemli bir isimdir.

Kaynakça

YİĞİTLER, Şener. “Hayriye Melek Hunç’un Eserlerine İslâmi Feminizm Çerçevesinden Bir Bakış”, Kafkas University Journal of the Institute of Social Sciences Sonbahar Autumn 2019, Sayı Number 24,  445-462.

ÇARE, Meral. “Bir Çerkes Ubıh Yazar Kadın Portresi: Hayriye Melek Hunç”, İstanbul Bilgi Üniversitesi, İstanbul’da Kültürel Çeşitliliğin Sivil Toplum Aktörlerini Güçlendirme ve Kapasite Geliştirme Projesi, (2018).

MUTLU, Betül. “Asi Ve Duygulu Bir Ses… Hayriye Melek Hunç”, Ürün Yayınları, Ankara, (Mayıs 2021).

KARAKIŞLA Yavuz Selim “ Çerkes Kadnları Teavün Cemiyeti (1909)”


[1] Yavuz Selim Karakışla, Çerkes Kadınları Teavün Cemiyeti, sf.40

[2] Betül Mutlu-Asi ve Duygulu Bir Ses Hayriye Melek Hunç, sf.7

[3] Ve 4  Betül Mutlu-Asi ve Duygulu Bir Ses Hayriye Melek Hunç, sf.7

[5] Betül Mutlu – Asi ve Duygulu Bir Ses Hayriye Melek Hunç, Sf.8

[6] Betül Mutlu- Asi ve Duygulu Bir Ses Hayriye Melek Hunç, sf.9

[7] Betül Mutlu –Asi ve Duygulu Bir Ses Hayriye Melek Hunç, sf.10

[8] Şener Şükrü Yiğiter- Hayriye Melek Hunç’un Eserlerine İslami Feminizm Çerçevesinden Bir Bakış, s.590

Comments are closed.