İnsan Hakları ve İstanbul Sözleşmesi’nin Önemi

Madina Tlostanova ile Kafkasya ve Postkolonyal Feminizm Üzerine Bir Söyleşi
5 Nisan 2021

İnsan Hakları ve İstanbul Sözleşmesi’nin Önemi

J. Büşra Şahin, Aleyna Atakul

20.yy’ın ikinci yarısı, 1945 sonrasında, insan hakları uluslararası bir mesele hâline gelir ve insan hak ve özgürlüklerinin korunması için çeşitli girişimler başlar.

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi

10 Aralık 1948’de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kararı ile alınan 30 maddelik insan hakları bildirisidir. Bütün insanların özgürlük, onur ve haklar bakımından eşit olduğunu savunur.

Beyannameye göre; “Herkes ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal ya da başka türden kanaat, ulusal ya da toplumsal köken, mülkiyet, doğuş veya başka türden statü gibi herhangi bir ayrım gözetilmeksizin” aynı hak ve özgürlüklere sahiptir.

Bağlayıcı bir nitelik taşımaz. Buna rağmen yayınlandığı günden beri ulusal ölçeklerde anayasaları etkilemiş ve ilham kaynağı olmuştur.

“Hukukun üstünlüğü” terimi ilk kez bu bildirgede kullanılmıştır.

Bildirinin imzalandığı 10 Aralık, Dünya İnsan Hakları Günü olarak kutlanır.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, 4 Kasım 1950’de, İnsan Hakları Bildirisi’nde bulunan hakları topluca güvence altına almak için Avrupa Konseyi üyelerinin üzerinde anlaştıkları ve Roma’da imzalanıp 3 Eylül 1953’te yürürlüğe giren metindir. “İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme” başlığını taşır ve 59 maddeye ek protokollerden oluşur.

Bölgesel nitelik taşımakla birlikte yarattığı etki evrenseldir.

Ek protokollerle sürekli gelişmektedir.

Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi

BM Genel Kurulu’nun 16 Aralık 1966 tarihli kararıyla kabul edilmiş ve imzaya, onaya ve katılıma açılmıştır. Yürürlüğe giriş tarihi 3 Ocak 1976’dır.

Türkiye, sözleşmeyi 15 Ağustos 2000 tarihinde imzalamıştır. Sözleşmenin onaylanması 4 Haziran 2003 tarihli ve 4867 sayılı Kanunla uygun bulunmuş ve Bakanlar Kurulu 10 Temmuz 2003 tarih ve 2003/5923 sayılı kararıyla sözleşmeyi onaylamıştır.

Türkiye; sözleşmeden doğan yükümlülüklerini, Birleşmiş Milletler Şartı çerçevesindeki yükümlülüklerine uygun olarak yerine getireceğini, sözleşmenin hükümlerinin yalnızca Türkiye’nin diplomatik ilişkisi bulunan taraf devletlere karşı uygulanacağını ve sözleşmenin ancak, Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesel sınırları itibariyle onaylanmış bulunduğunu ifade eden üç beyanda bulunmuştur. Ayrıca, sözleşmenin bazı paragraflarına da çekince koymuştur. Sözleşmenin çekince konular paragrafları; velilerin, çocuklarına, kendi inançlarına uygun dinsel ve ahlaki verme serbestisine ve eğitim kurumları kurma özgürlüklerine ilişkindi.

Sözleşme, “Bütün halklar kendi kaderlerini tayin etme hakkına sahiptirler” maddesi ile başlar.

ESKHS, mali gelişmişlik gerektirdiğinden buradaki haklar bir amaç olarak görülür. Devletler, bu amaç uğruna asgari çabayı göstermek zorundadırlar.

Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme

Sözleşme, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 16 Aralık 1966 tarihli kararıyla kabul edilmiş ve 19 Aralık 1966 tarihinde imzaya açılmıştır. Sözleşme, 41. madde dışında, 23 Mart 1976 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

İnsan Hakları Komitesi’ne ilişkin 41. madde ise, 28 Mart 1979 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Türkiye, onay belgelerini 15 Eylül 2003 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği’ne tevdi etmiş ve 49. madde uyarınca, sözleşme Türkiye bakımından 23 Aralık 2003 tarihinden itibaren hüküm doğurmaya başlamıştır. İmzalayan devlet, kendi sınırları içinde yaşayan yabancılar ve vatandaşlarına karşı koruma ve ihlalini önleme yükümlülüğü verir.

Görsel Tasarım: Burcu Şahin Solak, Didem Hoşitae

CEDAW

Birleşmiş Milletler düzeyindeki 9 temel insan hakları sözleşmesinden biri olan Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi (“Convention on the Elimination of All Forms of Discrimination Against Women” – CEDAW), bu sözleşmeler arasında özellikle kadınların haklarını ve toplumsal cinsiyet eşitliğini odağına alan tek sözleşmedir.

1979’da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından kabul edilmiştir. Sözleşmeye taraf olan devletlerin sayısı 189’dur (2015 yılı).

CEDAW, tüm dünyada cinsiyet eşitliğinin hayata geçirilmesini amaçlayan çok önemli bir insan hakları antlaşmasıdır. “Kadın Hakları Bildirgesi” olarak da anılır çünkü kadınların eşitlik haklarının üzerinde durur, kadınlara ayrımcılık yapılmasını yasaklar ve her bir devletin sözleşmenin amaçlarına ulaşmak için atması gereken adımları ana hatlarıyla ortaya koyar. 

CEDAW, Türkiye tarafından 1985 yılında imzalanmıştır. Sözleşmenin imzalanması, taraf devletleri; kadınlara karşı ayrımcılığın ortadan kaldırılması için somut adımlar atmakla ve CEDAW Komitesi’ne düzenli olarak kadının insan haklarının geliştirilmesi konusunda ülkedeki devlet uygulamalarını raporlamak ve sunmakla yükümlü kılar. Sözleşme uyarınca, taraf devletlerin, ilki sözleşmenin kabulünden bir sene sonra, diğerleri de her dört senede bir olmak koşulu ile rapor sunması gerekmektedir.

CEDAW Sözleşmesi’ne ek olarak 1999 yılında BM Genel Kurulu, CEDAW İhtiyari Protokolü’nü kabul etti ve imzaya açtı. İhtiyari Protokol, bireylere ya da bireylerden oluşan gruplara cinsiyet ayrımcılığı ve hak ihlallerine maruz kaldıkları belirli durumlarda CEDAW Komitesi’ne şikayet hakkı tanır. İhtiyari Protokol, Türkiye tarafından 2000 yılında imzalandı ve 2002’de TBMM’nin onayı ile yürürlüğe girdi.

İstanbul Sözleşmesi

Türkiye’de eşi tarafından şiddete uğrayan, defalarca şikayet etmesine ve istismarı belgelemesine rağmen tedbir ve koruma göremeyen Nahide Opuz, kocasının, annesini öldürmesi üzerine Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı AİHM’ye dava açar ve kazanır. Mahkeme, Türkiye’nin kendi vatandaşını koruyamadığı hükmünü verir. İstanbul Sözleşmesi’nin imzalanmasını sağlayan dava, Nahide Opuz davasıdır.

11 Mayıs 2011 tarihinde İstanbul’da imzaya açılan (Ağustos 2014 tarihinde yürürlüğe giren) ve ilk imzalayanın Türkiye Cumhuriyeti Devleti olduğu sözleşmenin tam adı Kadına Yönelik Şiddet Ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi Ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi’dir. Kadınların, çocukların, dışlanan ve ezilen cinsiyetlerin haklarını korumaya yönelik en kapsamlı ve net sözleşmedir.

Bu sözleşmeye dayanılarak 6284 sayılı “Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun” yürürlüğe girmiştir.

Türk Ceza Kanunu’nda “cinsel saldırı” (m. 102) olarak geçen suç, “tecavüz” olarak düzenlenmiştir.

Sözleşme metnindeki “ev içi şiddet” (domestic violence) ibaresi, Türkçeye “aile içi şiddet’’ olarak çevrilmiş, ev içinde (domestic unit) ibaresi ise “aile birliğinde” olarak çevrilmiştir.

Sözleşme, taraf devlet vatandaşı olmayan kadınlara da koruma sağlamakta ve sığınmacı ve hukuki durumu ne olursa olsun göçmen kadınlara ilişkin özel düzenlemelere de yer vermektedir.

 Sözleşmeden Önemli Notlar:

  • TARAF DEVLETLERİN; Bu suçların, mağdur tarafından bildirilmesi veya şikayette bulunulmasına bağlı olmamasını, mağdur şikayetini veya ifadesini geri alsa bile kovuşturmanın devam etmesini sağlama yükümlülüğü vardır. (Madde: 55)
  • TARAF DEVLETLER; kadının aşağılığı iddiasını veya kadın erkek için kalıp rollere dayanan ön yargıları, örf ve adetleri, gelenekleri ve tüm diğer uygulamaları ortadan kaldırmak amacıyla kadın ve erkeklere ilişkin toplumsal ve kültürel davranış modellerinde değişim sağlamak için gerekli tedbirleri alacaklardır. (Madde: 12/1 )
  • KÜLTÜR, GELENEK, GÖRENEK, DİN gerekçesiyle işlenen suçlarda haksız tahrik ve iyi hâl indirimi uygulanamaz. Namus cinayeti söz konusu olamaz.
  • TARAF DEVLETLER; zorla gerçekleştirilen evliliklerin mağdura mali veya idari bir yük getirmeksizin feshini, iptalini ve sonlandırılmasını sağlamak üzere gerekli hukuki ve diğer tedbirleri almakla yükümlüdür. (Madde: 32 )
  • TARAF DEVLETLER; mağdurun güvenliğini de içerebilen, çocuğun yüksek yararının başka hiçbir şekilde garanti altına alınamaması durumunda, ebeveyn hakkının elinden alınması için gerekli yasal düzenleme ve tedbirleri almakla yükümlüdür. (Madde: 45 )
  • Şiddet eylemlerinde arabuluculuk ve uzlaştırma da dahil alternatif uyuşmazlık çözüm süreçleri yasaklanmıştır. (Madde: 48)
  • TARAF DEVLETLER; başka bir kişiyi hedef alan ve kişinin kendi güvenliği için korku duymasına neden olacak şekilde tekrar eden, kasıtlı ve tehditkar davranışların cezalandırılmasını sağlamak üzere gerekli hukuki veya diğer önlemleri alacaklardır. (Madde: 34)
  • TARAF DEVLETLER; bir kişinin onurunu zedelemek amacıyla veya böyle bir etkiyle istenmeyen sözlü, sözlü olmayan veya fiziksel olarak cinsel nitelikte davranışta bulunmayı, bunların özellikle de tahrik edici, düşmanca, küçük düşürücü, yüz kızartıcı ve kırıcı bir çevre yaratarak yapılmasını, cezai ve diğer yaptırımlara tabi kılmak üzere gerekli hukuki veya diğer önlemleri alacaklardır. (Madde: 40)
  • TARAF DEVLETLER; sözleşme kapsamındaki her türlü şiddet eylemini önlemek amacıyla mevcut önlemlere ilişkin bilginin kamu genelinde yaygınlaştırılmasını sağlayacaklardır. (Madde 13/2)
  • TARAF DEVLETLER; herhangi bir hukuki veya cezai davada mağdurun cinsel geçmiş ve davranışlarına ilişkin kanıtların yalnızca ilgili ve gerekli olması durumunda kullanılmasını sağlamak üzere, gerekli hukuki veya diğer önlemleri alacaklardır. (Madde: 54)

6284 Sayılı Kanun Kapsamında Neler Talep Edilebilir?

– Kendinizin ve çocuklarınızın, bulunduğunuz veya başka bir ildeki sığınma evine yerleştirilmesini,
– Hayati tehlike olması halinde evden çıktığınızda size eşlik etmesi için geçici koruma (yakın koruma) verilmesini,
– Şiddet uygulayanın evden uzaklaştırılmasını ve bulunduğunuz konut, okul, işyeri gibi adreslerinize yaklaşmasının engellenmesini,
– Şiddet uygulayanın sizi telefon, mail, sosyal medya gibi iletişim araçlarıyla rahatsız etmesinin engellenmesini,
– Korunan kişilerin bulundukları yerlerde alkol, uyuşturucu gibi maddeleri kullanmaması ya da bu maddelerin etkisinde iken korunan kişilere ve bulundukları yerlere yaklaşmaması, bağımlılığının olması halinde, hastaneye yatmak da dahil, muayene ve tedavisinin sağlanmasını,
– Adresinizin herhangi bir kurumda görünmemesi için gizlenmesini, yetmediği takdirde tam gizliliğinizi,
– İşyerinizin değiştirilmesini,
– Şiddet uygulayanın silahını polise teslim etmesini (polis ve jandarma olarak görev yapıyor dahi olsa),
– Geçici maddi yardım bağlanmasını,
– Oturduğunuz eve aile konut şerhi konulmasını,
– Geçici velayet ve tedbir nafakası,
– Kimlik ve ilgili diğer bilgilerinizin değiştirilmesini talep edebilirsiniz.
Ayrıca sigortalı değilseniz ya da sigorta prim borcunuz olsa dahi koruma kararınızın geçerli olduğu süre boyunca, sağlık hizmetlerinden sigorta kapsamında yararlanabilir ve ilaçlarınızı sigorta kapsamında alabilirsiniz.

90. Madde

D. Milletlerarası Andlaşmaları Uygun Bulma

Bu maddeye göre, Türkiye Cumhuriyeti’nin imzaladığı ve taraf olduğu milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir. “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası Andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.”

3 Temmuz 2017 tarihinde, Sözleşme İzleme Komitesi Grevio, Türkiye hakkında raporunu yayımladı ve Türkiye’nin cezalandırma ve şiddeti azaltma yönünde eksiklerinin olduğunu belirtti. Daha yoğun çabalama gerektiği belirtilen raporda çeşitli öneriler de yer alıyordu. Tedbirlerin arttırılmadığı ve bu önerilerin uygulanmadığı gibi, Şubat 2020’de Recep Tayyip Erdoğan tarafından, Sözleşme’nin yeniden gözden geçirileceği gündeme getirildi ve Türkiye’de kadınlar tarafından “İstanbul Sözleşmesi Yaşatır” kampanyaları başlatıldı. Bu dönemde; sözleşmenin Türk aile yapısını bozduğu, eşcinsel evliliklerin önünün açıldığı, ahlaki yapının çökeceği gibi propagandalar yaygınlık kazandı. Halbuki Sözleşme’yi okuyan herkesin anlayabileceği üzere; İstanbul Sözleşmesi evlilik veya boşanmanın önünü açmanın mevzu olacağı bir sözleşme değil. İstanbul Sözleşmesi, şiddetin, tacizin, tecavüzün, kadın cinayetlerinin, ezilmenin önüne geçmeyi amaçlayan bir sözleşmedir. 20 Mart 2021 tarihinde ise (kamuoyu araştırmaları, sözleşmenin yürürlükte kalma isteğini gösterirken) bir gece kararı ile Türkiye, İstanbul Sözleşmesi’ni feshettiğini açıklamıştır.

Bu durumda ortada çok kısa ve net bir soru kalır: Şiddetin önünü kesen bir sözleşmenin yürürlükten kaldırılması bize ne anlatıyor?


İlgili Kaynaklar:

https://insanhaklarimerkezi.bilgi.edu.tr/media/uploads/2015/08/03/EkonomikSosyalKulturelHaklarSozlesmesi.pdf

https://www.tbmm.gov.tr/develop/owa/tc_anayasasi.maddeler?p3=90#:~:text=90.,Madde&text=T%C3%BCrkiye%20Cumhuriyeti%20ad%C4%B1na%20Yabanc%C4%B1%20Devletlerle,bir%20kanunla%20uygun%20bulmas%C4%B1na%20ba%C4%9Fl%C4%B1d%C4%B1r.&text=Usul%C3%BCne%20g%C3%B6re%20y%C3%BCr%C3%BCrl%C3%BC%C4%9Fe%20konulmu%C5%9F%20Milletleraras%C4%B1%20Andla%C5%9Fmalar%20kanun%20h%C3%BCkm%C3%BCndedir.

https://www.echr.coe.int/documents/convention_tur.pdf

https://rm.coe.int/turkey-shadow-report-2/16807441a1

Comments are closed.