Jıneps sordu, Almastı Çerkes Kadın Hareketi yanıtladı

Kaffed Tüzük Komisyonu’na Öneriler
13 Şubat 2021
Setenay Guaşe’ den Almastı ’ya
15 Şubat 2021

Jıneps sordu, Almastı Çerkes Kadın Hareketi yanıtladı

Son haftalarda Çerkeslerin gündemine girmiş olan Almastı Çerkes Kadın Hareketi sözcülerine Jıneps kendi sorularını sordu.

Her zaman söylediğimiz ve söylemeye devam ettiğimiz gibi; KÜFÜR VE LİNÇ KÜLTÜRÜ BİZİM DEĞİLDİR.

-Öncelikle ‘Hoş geldiniz’.
Son günlerde gündemden düşmüyorsunuz, cesaret gerektiren bir çıkış yaptınız, bu nedenle sanırım okurlarımız sizleri tanıyor. Yine de çok kısa olarak hareketin başlangıcını anlatmak ister misiniz?
-Çekirdek kadrosunda bulunan dört kişi birbirini uzun zamandır tanıyan ve genel olarak kadın-erkek eşitsizliğini yakından takip eden kişilerdi. Çerkes toplumundaki eşitsizlikleri kendi aramızda konuşuyor ve bu konuda bir şeyler yapmanın, sesimizi çıkarmanın gerekli olduğunu düşünüyorduk. Hepimiz kadın kimliği ile Çerkes kimliğinin kesişimindeki sorunları tartışıyorduk. Bizim gibi düşünüp belki bizden daha ağır şartlarda bu sıkıntıları yaşayan kadınların da var olduğunu düşünüyorduk. Fakat bu kadınlara ulaşabilmemiz imkânsızdı. Onların da belki seslerini duyurabilecekleri veya bizimle ortaklaşabilecekleri bir platforma ihtiyaçları olduğu fikriyle bu hareketin ilk adımı atılmış oldu ve kısa sürede Almastı oluştu.

-Doğru anlaşıldığınızı düşünüyor musunuz?
Siz ne söylemek istediniz? Yaygın olarak nasıl anlaşıldınız?
-Çok doğru ve net bir şekilde anlaşıldığımızı düşünmüyoruz. Sert olduğu iddia edilen bir manifesto metni ile çıkış yaptık. Daha önce tartışılmayan, sorun olarak dahi kabul edilmeyen hususları tartışmaya açtığımız için insanlar kutsallarına saldırılmış gibi tepki gösterdiler. Fakat metnimizden veya üslubumuzdan pişman olduğumuz, geri döndüğümüz anlaşılmasın. Böyle bir metin gerekliydi. Çünkü şimdiye kadar konuşulmamış bir şeyi dile getiriyorduk ve net ifadeler gerekiyordu. Manifestoların da doğaları gereği üslubu bu şekilde olur zaten. Ki bakıldığında benzer nitelik ve içerikli metinlere göre de metnin dili iddia edildiği gibi “sert” değil. Ancak Çerkes toplumunda böyle bir çıkış pek alışık olunmayan bir şey olduğu için insanlar ilk refleks olarak tepkilere başladılar.

Biz toplumsal cinsiyet eşitsizliğine dikkat çekmek ve kadınların yaşadıkları sorunları tartışmaya açmak isterken insanlar Xabze’yi yıkacağımızı, Çerkesleri böleceğimizi düşündüler. Bizim böyle bir derdimiz yok. Gerek manifestomuzda gerekse diğer açıklama ve röportajlarımızda böyle bir ifade de yok. Zaten biz ne Çerkesleri bölebiliriz ne Xabze’yi yıkabiliriz. Kültürler böyle bir hareketle yıkılmaz. Yıkmak değil derdimiz fakat eleştirebiliriz. Bu iki nokta da eleştirilemez kutsal alanlar değildir. Biz de eleştiri amaçlı ve aktivist bir hareket olarak başladık zaten.

-JINEPS olarak biz sözümüzü söyledik ve KÜFÜR VE LİNÇ BİZİM KÜLTÜRÜMÜZ DEĞİLDİR dedik. Siz bu deklarasyonu yayımlarken bu tepkileri öngörmüş müydünüz?
-Manifestomuzu yayımlarken tepki göreceğimizi düşünüyorduk evet, daha önce ele alınmamış, sorunsallaştırılmamış bir mesele hakkında söz edilince birilerinin rahatını bozacağımızın farkındaydık. Konforları bozulanlar da böyle tepkiler verdiler bize. Genel bir eğilim olarak eril zihniyet saldırır. Saldırmayacağını zannetmek çok büyük bir yanılgı olur. Ama hakarete, hedef göstermeye ve gerçeklerin çarpıtılmasına varacak kadar düşük bir seviyede saldırı beklemiyorduk.

Hakaret edenler, küfredenler, bizi toplumdan atmayı önerenler, ekibimizdeki kişilere bireysel olarak saldırıp ailelere “Kızınıza dersini verin” diyenler bile oldu. Bize had bildirmek isteyenler asla hadlerini bilmeyip sürekli sınırları aştılar. Avrupa tarafından fonlanmış bir proje olduğumuzu bilmiyorduk, tahmin edemezdik ama olduk mesela. Her saldırı ve linç girişimi de bizi, manifestomuzun haklılığına biraz daha inandırdı. Özellikle “Bunlar Çerkes değil kesin”, “Bunlar Çerkes gelinidir” veya “Kafkas göçmenleridir” yorumlarına cevaben söylemek istiyoruz ki; Almastı ekibi Çerkes kadınlarından oluşur ve bu ekipteki herhangi bir kişiyi Çerkes toplumundan aforoz etme veya söz söyleme hakkını elinden alma kimsenin tekelinde değildir.

-Çerkes kadınının bugünkü konumunu toplumun geri kalanındaki kadınlar ile karşılaştırdığınızda olumlu yönde farklar, kazanımlar var mıdır?
-Toplumun geri kalanından kastınız Türkiye’de yaşayan diğer milletlerse bu soruya şu şekilde cevap verilebilir: Anadolu topraklarındaki diğer toplulukların geçirdiği ataerkillik süreçleri ile Çerkeslerinki farklıdır.

Eril şiddetin Çerkes toplumundaki tezahürüyle birlikte yaşadığımız diğer toplumlardaki tezahürü arasında fark var mıdır? Gördük ki zihniyet olarak yok. Hepsi ataerkil yapılar, fakat Çerkeslerin patriyarkı daha örtüktür ve detaylarda fark edebilirsiniz. Bunun için de bu gözle bakıp araştırma yapmanız gerekir. Olumlu yönleri elbette vardır, diğer milletlerdeki kadınların da Çerkeslere kıyasla olumlu yönleri olabilir. Örneğin, bir Çerkes kızı, içinde erkeklerin de bulunduğu bir eğlence ortamında sabaha kadar eğlenebilir. Fakat oradaki herkesin Çerkes olması ve kızın evden bir erkek tarafından alınıp yine eve bir erkek tarafından bırakılması kaydıyla. Kızın bu ortamda bulunabilmesi sadece törensel bir özgürlüktür. Bunları kazanım olarak değerlendiremeyiz çünkü mücadele sonucu elde edilmiş özgürlüklerden bahsetmiyoruz burada. Bu bağlamda, politik mücadele sürdürmeden halihazırda elimizde olanları kazanım olarak adlandırmayı doğru bulmuyoruz. Kadın sorunu açısından da ele alırsak, kuma kültürünün olmaması, kadın cinayetlerinin görece daha az olması, toplumuzda kadının hak ettiği yerde olduğu anlamına gelmez.

-Çerkes kadınının zarif ve güzel olmasına ilişkin algı, pantolon ile düğüne katılmanın yadırganması, kilolu insanların özellikle ekiplere katılımının hoş görülmemesi size göre Çerkes toplumundaki cinsiyet eşitsizliğinin yapısal örnekleri midir?
-Tüm bu saydıklarınız aslında kültürün kadim anlatılarından, Nartlar zamanındaki Seteney’den alınan nitelikler, ki Seteney’e de o nitelikleri erkekler vermiştir. Erkek gözünden tanımlanıp belli özelliklerden sorumlu tutuluyoruz. Bu özellikleri taşımadığımız noktada ise “Sen nasıl Çerkes kızısın” söylemleri ile karşılaşıyoruz. Biraz kilolu olan, normların dışında giyinen veya makyaj yapmak isteyen kadınlar bu sözleri mutlaka duymuştur. “Bir Çerkes kadınına yakışmaz.” Yakışmadığını belirten de yine erkek gözüdür. Bu noktada kadın pasif bir durumda konumlanır ve izlenen olur. Aynı bağlamda, kadının toplum içindeki davranışları da belli kalıplarla şekillenir. Karşı taraftan nasıl görüneceğine ilişkin (izlenme hissi) yaşadığı kaygı, onun kişilik ve davranış oluşturmasında baskı yaratır. Hayatı boyunca kendini asla rahat hissedemeyen, nasıl hizmet edeceğinin kurallara bağlandığı, istediği ufak şeyleri bile dilediğince yapamayan, fikirlerini açıkça söyleyemeyen ve hep bir rol içine sıkışmış bir insan düşünün. Çerkes kadınları hayatlarını böyle yaşar. Toplumumuzdaki cinsiyet eşitsizliğinin yapısal örnekleri bunlar değildir; bunlar eril gözün görmek istediği şekilci kadın prototipidir. Bir baskı unsurudur ama yapısal değildir.

Yapısal örneklere değinecek olursak; örneğin evlilik kurumu görünürde Çerkes kadınlarının en özgür olduğu alan olarak varsayılır. Ancak sınıf ayrımları nedeniyle “köle” bir adayla evliliğine izin verilmeyenler bildiğimiz örneklerden en bariz olanıdır. Sadece kadın olmanın değil sınıf ayrımcılığının da etkisi çok nettir. Ev içi emek sömürüsüne maruz kalmaları, toplumun her alanında ve her konuda söz söyleyememeleri, söyledikleri sözün itibar görmemesi verilebilecek diğer örneklerdir. Köylerde hafta sonu gerçekleşecek düğünün karar toplantısı, wunafesi yapılırken düğün evinden toplantıya kadınların davet edildiğini hiç gördünüz mü? Yemek yapmaya yardım etmeleri dışında… Sınırlandırılmış bir alanda “istediğini yap” diyerek, uygulanan psikolojik şiddetin ve baskının görünürlüğünü azaltarak “Şiddet ve baskı yok ki” söylemini üreten mekanizma aracılığıyla kadın sorununun üstünü örtmek de yapısal bir örnektir. Birlikte yaşadığımız diğer toplumlarda -ki kadın hakları konusunda oldukça geri kalmış bir coğrafyada yaşıyoruz- kadınların maruz kaldığı cinayet, kumalık sistemi, gün yüzüne çıkan ve oldukça sık yaşanan, dolayısıyla toplumun kanıksadığı fiziksel şiddetin bizim toplumumuzda daha az olması ya da daha az görünür olması sebebiyle “ölümü gösterip sıtmaya razı eden” söylemlerin türemesi ve kadın üstündeki baskının yok sayılması yapısal bir diğer örnektir.

Bu noktada önemli olan kesin bir reddiyeci tavırla Çerkeslerin diğer toplumlara nazaran iyi oldukları iddiası ile sorunu görünmez kılmak değil diğer toplumlardan farklılıklarını da göz önüne alarak eril mekanizmaları teşhir etmek ve toplumsal değişimin önünü açmaktır. Reddiyeci tavrın neticesi “cemiyetin” küçülmesi olmuştur. Kadınların yoğun olarak “cemiyetten” kopuşlarının bir sebebi de bu olmuştur bir bakıma.

-Dernek, vakıf ve diğer STK’larda bu konunun tartışılmasını hedefliyor musunuz?
-Elbette, bu özellikle konuşulmasına alan açmak istediğimiz bir konu zaten. Her alanda toplumsal cinsiyet eşitsizliği konusunun tartışılıp çözüm aranmasını isteriz tabii ki. Dernek, vakıf veya STK’larla ortak çalışmalar da yürütebiliriz. Nitekim çıkış metnimizin muhataplarından birisi de diaspora kurumları olmuştur. Çerkeslerin şehirlerde en örgütlü yapıları saydığınız STK’lardır aslında. Bir şehirde Çerkeslerin pratiğinin yansıdığı yerler de bu kurumlar olmuştur. Haliyle söz konusu dernek ve STK’ları çözüm ortakları olarak görmekteyiz.

-İlk deklarasyondan bugüne kullandığınız dili öfkeli bulanlar var. Bu konuda söylemek istedikleriniz olur mu?
-Dilimizin öfkeli olduğu yorumuna katılmıyoruz. Dilimiz doğrudan ve açık bir üsluba sahip. Yani muhatabına doğrudan cümle kurabilen, sözünü esirgemeyen bir dil. Konforlu alanlarına sıkışan insanlar bunu öfke gibi algılamış olabilirler. Öfke ile hareket eden reaksiyoner bir yapı değiliz. Öfke dili arayanlar bize yapılan tehditlere, hakaretlere bakabilirler. Kararlı duruşumuzu bir “Adige Pşaşe’ye yakışmayacak derecede sert” görenler varsa, bunun bizden kaynaklı bir üslup sorunu olmadığını, aslında tam olarak şu ana kadar sürdürülen ve görünür kılınmayan bir baskı mekanizmasının ürettiği söylem olduğunu belirtmek isteriz. Aslında demek istediğimiz ise şu sorunun kendisi etrafında dolanarak üsluba, dile, “Almastı” kelimesine takılmak tam olarak mazrufa değil zarfa takılı kalmaktır.

-Çerkes kadını imajına ilişkin eleştirileriniz oldu. Siz ‘Çerkes Kadını’nı nasıl tarif etmek isterdiniz?
-Herhangi bir şekilde tarif etmek istemiyoruz. Bir Çerkes kadını imajı da biz çizmek istemiyoruz. Karşı çıktığımız şey zaten belirli bir imaj çizilmesidir. Fakat imajı bırakıp başka alanlarda konuşmamız gerekirse; Çerkes kadınını özgür, bir erkeğin himayesine ihtiyacı olmayan, annelikle kutsanmayan ve düşüncelerini rahatça dile getirebilen kişiler olarak görmek istiyoruz.

-Bundan sonrası için planlarınız neler?
-Önümüzdeki plan ve projelerimiz çok yoğun ve bir kısmına başladık. Çeşitli atölyeler düzenlemek ve kadın araştırmacılar ile görüşmek kısa dönemdeki planlarımızdan. Kafkasya’dan iletişimde olduğumuz kadın araştırmacılarla gerek anavatanda gerek diasporada toplumsal cinsiyet konusu üzerine röportajlar yapacağız. Web sitemizde hem kendi üretimlerimiz olan hem de dışarıdan gelecek yazı içeriklerine yer vereceğiz.
Hayriye Melek Hunç, Nuriye Ulviye gibi kadın mücadelesi yürüten Çerkes kadınlarına dair sitemizde bir bölüm ayırmak istiyoruz. Pandemi sebebiyle sahaya ne zaman çıkabileceğimizi öngöremesek de kadınların deneyimlerini anlatabileceği bir sözlü tarih çalışması yapmayı planlıyoruz. Bu çalışmanın tasarımı da gündemimizdeki bir diğer maddedir.

Bu röportaj, daha önce Jineps gazetesinde 1 Şubat 2021 tarihinde yayımlanmıştır.

Comments are closed.